Genel

Özel Yazı : Eski Türklerde At Kültürü ve Atın Önemi

Özel Yazı : Eski Türklerde At Kültürü ve Atın Önemi
4.5 (90%) 12 Oy

Saliha Nurdan Özyurt’un  Eski Türklerde At Kültürü adlı Gazi Üniversitesi’nde yapılan Tübitak proje sergisinde yayınlanan projesine ait harika bir yazısını sizlerle paylaşmak istiyorum. Yazının paylaşılması için izin veren Saliha Nurdan Özyurt’a teşekkürler.

İlk Türklerde At Kültürü

Eski Türklerde görülen göçebe yaşam tarzı ve hürriyet düşkünlüğü gibi sebeplerle atlara oldukça fazla önem verilmiştir. Bu önem atları Eski Türklerin askeri, ekonomik, sosyal, dini hayatlarının içine kadar sokmuş; Eski Türklerin dilinde, destanlarında yer almasında etkili olmuştur. Türklerin atlara olan bu bağlılığı diğer milletlerin ilgisini çekecek seviyededir. Batılı yazarlardan Sidonius, “at, başka bir kavmi sadece sırtında taşır, fakat Hun kavmi at sırtında ikamet eder” demiştir. Avrupalılar Hunları ise “ata yapışık kavimler” diye adlandırmışlardır.

İlk Türkler İçin Atın Askeri Alandaki Yeri

Türkler atı özellikle savaşlarda kullanmıştır. Atın kazandırdığı hareketlilik, manevra gücü ve uzaktan yok edebilme imkanı askerlik hayatında atsız birlikler için bir sonun başlangıcı da olmuştur. Bu nedenle diğer devletler Türklerdeki bu at kültüründen etkilenmişlerdir. Uzun mesafeleri çok kısa zaman zarfında almaları Türk atlarının diğer bir özelliğidir. Bu uzun mesafeleri kat eden birlikler atlar sayesinde fazla zorluk çekmeden istenilen yere zamanında ve hızlı vurucu bir güç olarak ulaşabilmişlerdir. Atın getirdiği bu hareketlilik uzun süre piyade birliklerini ikinci palana itmiştir.

İlk Türk topluluğu kabul edilen İskitler(Sakalar) aynı zamanda atı ilk kez evcilleştiren ve askeri alanda kullanan topluluktur. İskitlerle birlikte atın askeri amaçlar için kullanılmaya başlanması bozkır coğrafyasında büyük devletlerin kurulmasına zemin hazırlamıştır.

Atın Türk ordularına katkısı o kadar büyüktü ki bazen ordunun başarısının atlara bağlandığı bile oluyordu. Mesela bozkır kavimleri ile sık sık karşı karlıya gelen Çinliler Bozkır atını ( Türk Atı) elde etmenin, savaşlarda da başarı göstermek anlamına geldiğini düşünerek gerektiğinde atlar için savaşmaktan bile çekinmemişlerdir.

Daha önceleri Çinliler atı sadece savaş arabasında kullanmayı bildiklerinden, başlangıçta kendilerine bir kasırga hızıyla çarpan ve kaybolan Hun atlılarına karşı ne yapacaklarını şaşırmışlar, daha sonra bu düşmanı ancak kendi savaş vasıtalarıyla yenebileceklerini anlamışlar ve Hunlar gibi ata binmeyi Hunlardan öğrenmişlerdir.

İlk Türkler İçin Atın Ekonomideki Yeri

Hayvancılıkla geçinen Türkler, hayatlarında bu kadar etkili olan atı bir gelir kaynağı olarak da görmüş ve at yetiştiriciliğine büyük önem verilmiştir. Öyle ki o dönemde yalnız bir atı olanlar çok fakir; beş ,onbeş ve elli atı olanlar normal; daha çok ata sahip olanlar ise zengin sayılırdı. Ancak diğer hayvan türlerinden farklı olarak at sürüleri sahibine maddi gücün haricinde itibar da sağlamaktaydı. Uğruna bu kadar mücadele edilen iyi otlaklara ve at sürülerine sahip olanlar elbette ki sadece ekonomik değil siyasi ve askeri açıdan da güçlü sayılmaktaydılar.

Uluslararası ticaretin de içine giren at diplomasiye de etki etmiştir. Buna örnek gösterilebilecek birçok olay vardır. Bunlardan biri Kök Türk kağanı Bumin Kağanın 551 tarihinde Çin İmparatoru öldüğü için taziyelerini bildirmek üzere 200 atı Çin sarayına hediye etmesidir. 560 yılında ise Çin sarayından Göktürklere para ve ipek hediye edilmiştir. Bu atın diplomatik ilişkilerdeki öneminin ipekle eşdeğer olduğunu gösterir. Başka bir örnek ise Mete Han tahta geçince Tunguzların Hun imparatorundan birtakım isteklerde bulunmalarıdır. Bu istekler arasında kadın, toprak ve at vardır. Her ne kadar toprak istekleri kabul edilmemiş olsa da at ve kadın istekleri Mete Han tarafından kabul edilmiş hatta Mete’nin çok sevdiği ve iyi baktığı kendi atı dahi vergi olarak gönderilmiştir. Vergi olarak atın istenmesi hem siyasi hem de ekonomik anlamda atın değerini göstermektedir. Mete eğer atını vermeseydi Tunguzlar bunu savaş nedeni olarak sayacaklardı. Bu da atın maddi değeri dışında manevi açıdan da ne kadar değerli olduğunu gösterir.

Atın İlk Türklerdeki Dini Önemi

Atlar Eski Türk kültüründe o kadar etkilidirler ki artık dinin bir parçası haline gelmeye başlamışlardır. Bu süreç ilk olarak atın ortaya çıkışı ile ilgili efsanelerle başlamıştır.

Hun Türklerindeki inanışa göre at ise rüzgârdan yaratılmıştır. Türkiye Türkleri de atın rüzgârdan yaratıldığına inanmaktadırlar. Böylece atın hızlığı rüzgâr ile sembolize edilmekte, rüzgarın özelliğinin, gücünün ata geçtiğine inanılmaktadır.

Sibirya’daki Şamanist Türk ve Moğol halk edebiyatında ise atların gökler âlemindeki güneş ülkesinden gönderildiğine inanılmaktadır. Gök Tanrı inancını benimseyen Türkler de atın; gökten, dağdan, yelden, sudan mağaradan gelen kutsal bir varlık olduğuna inanmışlardır.

Eski Türk geleneklerinde yiğitler öldükten sonra atı ile gömülmüştür. Bunlar, ölünün cennet giderken bineceği hayvanlarıdır. Eski Türklerde görülen bir cenaze töreni şu şekilde gerçekleşirdi: Katafalk yerini tutan çadırın çevresinde ölünün adına at ve koyun kurban edilirdi. Ölen alpin atı çadır çevresinde birkaç defa koşturduktan sonra o at da kurban edilip diğer eşyalar ile birlikte gömülürdü.

Türkler, kendilerini daima, hayatları üzerinde tek ve mutlak söz sahibi olan “Gök Tanrı’nın destek ve himayesini almak durumunda hissettikleri için de bayramlarına da önce “Gök Tanrı’’ya kurban kesmekle başlamışlardır. Kurban olarak da, hayatlarında önemli bir unsur olan atı tercih etmişlerdir.

Eski Türklerde ‘’Atkuyruğu, ‘bir savaş sembolüdür’’: Çünkü Türkler ile Türk askeri, her zaman atı ile birliktedir. ’’At, askerin ikinci esi ve karısı gibi idi’’. Yani bir asker savaşta ölürse -normal ölümde de böyle yapılırdı- hemen atının kuyruğu kesilerek, dullama verilirdi. Böylece yiğidin ölümüyle, atı da dul kalmış olurdu. Ayrıca bu iş, şehit olma dileğinin de bir sembolü idi.

İlk Türklerde Atın Sosyal Etkileri

Türk kültürü denilince akla ilk gelen göçebe kültürüdür. Bu göçebe kültürünün en önemli unsuru hiç kuşkusuz attır. At sayesinde yapılan göçler, savaşlar ve ulaşımdaki faydaları onu değerli kılmış, bu değer atlı bir kültürün doğmasını sağlamıştır. Türkler atın etinden, sütünden, kılından, derisinden faydalanmış; onu binmede ve yük taşımada kullanmışlardır.

Kaşgarlı Mahmud, Divanı Lügati’t-Türk’de “At Türk’ün kanadıdır” demektedir. Batılı yazarlardan Sidonius’a göre, “at, başka bir kavmi sadece sırtında taşır, fakat Hun kavmi at sırtında ikamet eder”. Avrupalılar Hunları “ata yapışık kavimler” diye adlandırmışlardır. Bizans kaynakları da, “Türkler sanki at üstünde doğmuşlardır, yerde yürümesini bilmezler” demektedir. Buradan yola çıkarak söyleyebiliriz ki Eski Türkler için at günlük yaşamın vazgeçilmez bir parçası haline gelmiştir.

At, barış zamanı savaşçı özelliklerini kaybetmek istemeyen Türklerin spor müsabakaları düzenleyerek yeteneklerini geliştirmesine de katkı sağlamıştır. At binmede hünerlerini sergilemek isteyenler, gelenek haline getirilen bayram ve törenlerde çeşitli oyunlar tertipleyerek izleyicilerin gözlerine girebilme adına öğrendiklerini uygulamışlardır. Bu Türklerde at binmede ustalaşmanın halk arasında bir övünç kaynağı olduğunu ve atın bir eğlence aracı olarak da kullanıldığını gösterir. Bu oyunların kültürümüze etkileri o kadar derindir ki bu gün bile eski Türklerden kalma atlı oyunlar ata sporlarımız olarak varlıklarını sürdürürler.

Yiyecek-içecek, giyim, günlük hayat işlerinde ve savaşlarda faydasından, yararlanılan at, Türk dilinde atasözleri ve deyimlerde kullanılmıştır.

Zengin bir sözlü edebiyata sahip olan Türklerin at hakkında kullanılan atasözleri ve deyimlerden bazıları şöyledir:

“At, binene; kürk, giyene yakışır”, “At ölür, meydan kalır; yiğit ölür şan kalır”, “At, sahibine göre kişner”, “Atına bakan ardına bakmaz”, “At yiğidin yoldaşı.”, “At erin kanadı.”, “At bulunur, meydan bulunmaz, meydan bulunur, at bulunmaz.” Ve,”Ata dost gibi bakmalı, düşman gibi binmeli.”; ”at beslenirken, kız istenirken”, ”at çalındıktan sonra ahırın kapısını kapamak”, ”it izi at izine karışmak”, ”at koşturmak”, ”at oynatmak”, ’at yerine eşek bağlamak”, ”at üstünde kazma kazmak”, ”ata et ite ot yedirmek”, ”at var meydan yok”, ”ata binmeden ayaklarlını sallamak” gibi.

Eski Türk toplumunda alpler atlarına babaların çocuklarına isim verdikleri gibi isim vermişlerdir. Özellikle tarihe adlarını altın harflerle yazdıran büyük Türk devlet adamları, atlarına kendilerine yakışan isimler bırakmışlardır. Orhun yazıtlarında, Şehzade Kül Tigin’in atlarından birinin Alp Salçı adı dikkate değer. Bu atlara da, tıpkı savaşçı kahramanlara olduğu gibi ‘alp’ unvanı verildiği tanığıdır.

İlk Türk Destanlarında At Motifi

Bir toplumda destanlar ve efsaneler o toplumun kültürünü yansıtır, toplumu derinden etkileyen unsurları barındırır. Durum böyle olunca destanlarda attan bahsedilmemesi söz konusu olamaz.

Destanlarda at ve sahibi arasındaki duygusal bağ da önemli bir yer tutar. Destanda atı olmayınca Oğuz Kağan kendini adeta yalnız, savunmasız ve arkadaşsız gibi hisseder. Atı buzlarla kaplı dağa kaçtığı zaman çok büyük üzüntü duyar. Oğuz Kağan atını bulup getiren korkusuz kişiye çokça mücevher bağışlar ve o kişiye Karluk adını verir. Bu isim ise altından bile daha değerlidir.

Destanlarda görülen at aynı zamanda oldukça zeki ve bilge olarak tasvir edilmiştir. Kahraman çok kez atı tarafından kurtarılmıştır. Türk destanlarında atın kişilik kazandığı görülür at insan gibi zeki ve anlayışlıdır. Türklerle ilgili yazılan destanlarda at, sahibinin en yakın arkadaşı, değerli varlığı ve zafer yoldaşıdır.

İlk Türklerde Atın Sanata Etkileri

Eski Türklerde göçebe hayatın etkisiyle sanat eserleri taşınabilir niteliktedir. Bu eserler estetik değerinin yanında kullanılabilirliğe sahiptirler. Yaşam tarzı gereği hayvancılıkla uğraşan Türkler bu kültürü sanatlarına da yansıtmışlardır. İlk Türklerin klasik sanatına Hayvan Üslubu denilir. Türkler ata olan sevgilerini kaya resimlerinde, halı sanatında, ahşap eserlerde ve madeni eşyalarda da vurgulamışlardır. Kazakistan’ın Alma Ata şehri yakınlarında bulunan Pazırık Kurganındaki buluntularda bu sevginin örneklerini görebiliriz. Bu kurganın çeşitli yerlerinde dokuz at cesedi bulunmuştur. Başları batıya döndürülmüş bu atlar, diğer mezarlarda oldukları gibi yine koşum takımlarıyla beraber gömülmüşlerdir. Her hangi bir metal kısmı bulunmayan ahşap dört tekerlekli zarif bir araba da atlarla birlikte bulunmuştur. Araba tahta çubuklardan yapılmış ve üzeri keçe ile kaplıdır. Mezarda büyük bir keçe yaygı ile bir de çadırın tepe kısmı ele geçirilmiştir. Sözü edilen keçe yaygıda tekrarlanan bir atlı figürü, elinde bir ağaç bulunan önemli bir figür önünde durmaktadır.

Dünyanın en eski Türk halısının en geniş bölümünde ise acele eden atlılar birbirini takip eder şekilde resmedilmiştir. Burada bir süvarinin atların yanında yürüdükleri bazılarının da atların üzerinde diğer atlı süvarileri takip ettikleri görülmektedir. Atların kuyrukları ise düğümlüdür.

Kaynakça

• BARS, Mehmet Emin (2008),”Köroğlu Destanı’nda At, Kadın, Silah” ,Turkish Studies International Periodical For the Languages Literatüre and History of Turkish or Turkic. Volume 3/2 Spring.

• BAŞBUĞ, Turan(2012), “Çağdaş Türk Resim Sanatında At Tasvirleri”, İdil. Cilt 1, Sayı 5.

• DOĞAN, ORHAN (2006) ,Bozkır Kavimlerinin Kültür Ve Mitolojilerinde At ,YÜKSEK LİSANS TEZİ, Gazi

Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Ankara.

• GÜVEN, Merdan (2003),Oğuz Kağan Dastanı’nda Hayvanlar, Milli folklor Üç Aylık Uluslar Arası Halkbilimi Dergisi , Cilt: 8, yıl: 15, Sayı 57, Bahar.

• KOCA, Salim, Eski Türklerde Bayram Ve Festivaller.

• MANDAOĞLU, Mehmet, (2014) “Bozkır Türklerinde Ekonominin Hayvancılık Ve Tarıma Dayalı Olarak Değerlendirilmesi”, İnsan ve Toplum Bilimleri Araştırmaları Dergisi, Cilt.3, Sayı:1.

• METİN, Tülay, (2013) Ortaçağ Akdenizinde Menteşe Beyliğinin İktisadi Faaliyetleri ve At Ticareti. Türkiye Sosyal Araştırmalar Dergisi, Sayı: 3.

• MOR, Gökmen(2008) ,”Türk Destanlarında, Hikayelerinde Ve Kırgız, Uygur, Makedonya ,Kosova Türkçesinde, At İle İlgili Atasözleri Üzerine Bir Aaraştırma” Turkish Studies International Periodical For the Languages. Literature and History of Turkish or Turkic .Volume 3/2 Spring.

• PIRLANTA, İsmail, (2014) “Büyük Selçuklular Döneminde Horasan’da Tarım Ve Hayvancılık”, Turkish Studies – International Periodical For The Languages. Literature and History of Turkish or Turkic. Volume 9/4 Spring. Ankara.

• YÜCEL,Mualla Uydu(2010),“Kazak Türklerinin Milli Oyunlarındaki At Yarışları”, Acta Turcica Çevrimiçi TematikTürkoloji DergisiYıl 2, Sayı 1, Ocak.

http://www.turkvet.biz/bilgi dosyalar/arsiv/yet at.htm

Yorum Yaz