Genel

Felaketleri Önceden Seziyorlar

Atlar, köpekler, maymunlar başta olmak üzere birçok hayvanların, deprem, çığ gibi tabii afetleri önceden sezdikleri bilinen bir gerçektir. Ama bazı köpeklerin, sahiplerinin uğradıkları kazaları da hissettikleri ısrarla iddia ediliyor.

Yıllar önce basında şöyle bir habere rastlanmıştı: “Belçika’daki bir madende çalışmakta olan bir at birdenbire müthiş bir paniğe yakalanmış ve tünelin çıkış kapısına doğru dörtnala koşmaya başlamıştır. Altı madenci de atı yakalayıp geri getirmek üzere ardı sıra atılmışlardır. Nihayet onlar da nefes nefese açığa çıktıklarında tünel arkalarında büyük bir gürültüyle çökmüştür.

Kahramanı yine bir at olan bir başka olay da İsviçre’de meydana gelmiştir. Alplerin iki köyü arasındaki posta nakliyatı eski zamanlardaki gibi atla yapılmaktaydı. Posta atı oldukça yaşlanmıştı ve takip ettiği yolu yıllardan beri gayet iyi tanıyordu. Günlerden birinde yarı yolda birdenbire duruverdi. Ne tatlı söz, ne dayak ne tehtid hayvanı yoluna devam etmeye razı edebildi. At aksine bir eşek arısı sokmuş gibi şaha kalktı ve tornistan ederek geldiği yolu gerisin geriye gitmeye başladı. Aradan birkaç saniye geçmeden muazzam bir çığ, yolun üzerindeki ağaçları ve kayaları da önüne katarak gök gürültüsünden farksız bir şamatayla vadiye indi. Bu arada atın az önce ayak basmamakta direttiği noktayı da yıkıp geçmişti.

Yukarıdaki olayların her ikisinde de bahis konusu atların içgüdüsü, hem kendilerini hem de insanları kaçınılmaz bir ölümden kurtarmıştır.
Sık sık depremlere sahne olan Japonya ile Şili’de şahitler bir felaketin yaklaşmakta olduğunu insanlara hayvanların anormal davranışlarıyla ihtar ettiklerini ileri sürmüşlerdir.

Güney denizlerinde dolaşan bir gezgin şöyle bir olay anlatıyor: “Gemimize kopra yüklemek üzere üç gündür küçük bir adanın kıyısında demir atmış bulunuyorduk. Burası da öbür mercan adaları gibi yüksek hindistan cevizi palmiyeleriyle çelenk gibi çevriliydi. Bu çelengin ortası ise masmavi bir gölle süslüydü. Hava harikaydı. Bana arkadaşlık eden bir gilbon maymunuyla adayı gezmeye çıkmıştım. Hayvanı Batavia’dan satın almıştım. Dünyanın en müşfik yaratığıydı.İnsan gibi dik yürüyor bu sırada kollarıyla da dengesini sağlıyordu. Bu şekilde yürümesi zahmetli olduğundan dolaşmaya çıktığımız vakit çocuk gibi elinden tutuyordum.
Maymunum her zaman neşeli ve canlıydı, fakat o gün nedense pek sessiz görünüyordu. Adanın tek engebeli yeri olan tepeye her zamanki gibi el ele tırmandık. Tepenin zirvesi, ihtimal sönmüş bir volkandan arta kalmış koca koca kayalarla kaplıydı. Palmiye ağaçları burada da serin gölgelerini yayıyorlardı. Yerliler bu noktaya gelmeye korkarlar, kötü ruhların barınağı olduğunu ileri sürerlerdi. Fakat biz hayaletler tarafından rahatsız edilmeden tepede kalacağımız kadar kaldık. zamanı gelince de köye dönmek üzere harekete geçtik. Fakat maymunum inişte çılgın gibi hareket etmeye başladı. Bütün gücüyle elime asılarak beni ille zirveye dönmeye zorluyordu. Sonunda, orada lezzetli bir meyve gördüğüne ihtimal vererek isteğine boyun eğdim. Tekrar inişe geçmeye teşebbüs etmem üzerine aynı manevraları bir kere daha tekrarladı. Maymun belli ki bu cinli, perili köşeden ayrılmak istemiyordu.
Sonunda ısrardan vazgeçtim. Esasen yorgun olduğum için palmiyelerden birinin gölgesine uzanarak uyumaya hazırlandım. Gibon da başını göğsüme dayamıştı. Birden ani bir rüzgarın yüzüme çarpmasıyla uyandım. Görünüşe bakılırsa uzun zaman uyumuş olacaktım. Maymunun yüzü tam bir korku maskesi manzarasındaydı. Birkaç dakika sonra yağmur bardaktan boşanırcasına yağdı. Fırtına da hızlanarak bir kasırga şiddetine vardı. Maymunum ve ben kayalardan birinin altına büzüldük. Gökte mor renkli şimşekler çakıyor, sağanaktan göz gözü görmüyordu. Sadece fırtınanın şiddetinden devrilirken palmiyelerin çıkardıkları çatırtı ile kıyıyı döven dalgaların gümbürtüsü kulağıma geliyordu. Bu arada ilk şimşeklerden birinin bizim gemiyi birdenbire aydınlattığını hayal meyal hatırlıyorum. Fırtına on dakika sonra durdu. Yağmur da hafiflemekte gecikmedi. Birden etrafımızda aralarında erkekler kadınlar ve çocuklar olan 11 kadar yerlinin toplanmış olduğunu farkettim. Tepenin altında kalan bütün adayı su bastığından yalnız bizler hayatta kalmıştık. Beni adaya getiren gemiyi bir daha görmedim. Fakat maymunumun neşesine diyecek yoktu. Neşeyle zıplayıp duruyordu. Bana bir hindistan cevizi getirdi. Birkaç gün sonra tesadüfen bu sulardan geçen bir gemiyle adadan ayrıldık. Maymunumun garip davranışları hayatımı kurtarmıştı.”

Köpeklerde de insanoğlunun ya kaybettiği, ya da hiç bir zaman erişemediği seziş kabiliyetlerinin bulunduğu muhakkaktır. Marcelia adında dişi bir Seter’in telepati kabiliyeti insanüstü deyimine layıktır. Köpek beraberinde ava çıktığı sahibini deli gibi severdi. Bu zat iş icabı seyahate çıktığı zamanlar, Marcella hanımını yalnız bırakmaz ve yatak odasında yerde uyurdu. Kadıncağız bir gece yarısı köpeğin homurtuları ile uyandı. Eve hırsız girdiğini sanarak ışığı yakınca, Marcelia’nın odanın kapısında durduğunu ve tüylerinin diken diken olduğunu gördü. Köpek, boğuk sesiyle hanımına tehlikeyi haber veriyordu. Zavallı kadıncağız çocukların odasına koşunca, ikisinin de tatlı tatlı uyuduklarını gördü. Daha sonra aşağı inince her tarafı kilitli buldu. Ne çare ki aradan yarım saat geçmeden gelen bir telefondan kocasının bir trafik kazasına kurban gittiğini öğrendi. Marcelia belli ki bu faciayı oluşu sırasında sezmişti.

Yorum Yaz