Genel

Hayvanlar da Yalan Söylüyor!

Hatasını kapatmak için yalana başvurmak yalnız insanlara has bir özellik değildir. Pek çok hayvan da bu konuda büyük sahtekarlarla boy ölçüşebilir.

Filozoflar yalan söylemeyi eskiden beri insana özgü bir fiil saymışlardır. Ama gerçek bu mudur acaba? Bir sonuca varmadan önce bazı hayvanların dostlarının seyirci oldukları durumlara bir bakalım.
İlk önce yalanın içgüdüsel bir refleks olarak göründüğü olayları ele alalım. Mesela bir insan eli kendilerine dokunduğu vakit kınkanatlı böcekler ölü taklidi yağarlar. Ama bu muhakeme sonucunda başvurdukları iradeye dayalı bir hareket değildir. Basit bir mekanizma aracılığıyla içgüdüsel olarak refleksle uyuşur.

Tabiat bilgini Thompson Hindistan’daki evinde beslediği maymuna ait bir olayı naklediyor: Kaçmaması için hayvanın boynuna uzun bir zincir geçirilmiş, zincir ise yüksek bir bambu direğine bağlanmıştı. Maymun direğin tepesine tırmanıp dünyayı oradan seyretmeye bayılıyordu. Fakat kendisi oraya tırmanır tırmanmaz arsız kargaların yemek tabağının başına üşüşmeleri keyfini bozuyordu. Yüzünü ekşitmesi, çığlıklar salıvermesi ve delice hareketler yapması cüretkar hırsızlara zerrece tesir etmiyordu. Maymun sonunda bir hile akıl etti.
Gene kargalara kızdığı bir gün birdenbire hastalanmış gibi hareketlerde bulunmaya başladı. Sancısı tutmuş gibi kıvranıyor ve inliyordu. Biraz sonra direğin tepesindeki yerinden aşağı kayarak devrildi ve hareketsiz kaldı. Bu patırtı arasında kaçışmış olan kargalar dikkatle yakınına sokularak onu tetkike başladılar. Hasta son anlarını yaşıyordu. Yoksa ölmüş müydü acaba? Kıpırdamadığı gibi nefes aldığı da görülmüyordu. Daha fazla beklemenin anlamı yoktu.
Kargaların en cesuru leşe bir kere daha baktıktan sonra yemek tabağının yanına sokuldu. Fakat “ölü” maymun o anda canlanarak hırsızı yakaladı ve onu ancak iyice tartaklayıp tüylerini yolduktan sonra serbest bıraktı.

Tilkilerle kedilerin de aynı hileye başvurdukları çokça görülmüştür.

Yine Hindistanda bir misyonerin evinde Towsend ailesi pencereden şu hikayeyi seyrediyor;
Bir Hintli filini bir ağaca bağlıyor sonra biraz ötede taşlardan bir ocak kurarak kendine pirinç çörekleri pişirmeye başlıyor.

Derken her ne sebeptense işini yarıda bırakıyor ve ocağını otlarla örttükten sonra oradan kayboluyor. Adam gözden kaybolunca fil hortumunun yardımıyla bacağını saran ilmiği çözüyor ve mis gibi kokan çöreklerin başına gidiyor. Bunları keyifle midesine indirdikten sonra ocağı yine otlar ve dallarla örterek ağaca dönüyor. Orada, ipi elinden geldiğince bacağına sarıp hırsızlığının sahnesine sırtını çeviriyor. Birazdan dönen Hintli hırsızlığı keşfetmekte gecikmiyor. Etrafına bakınıp hırsızı ararken filinin sinsi bakışı dikkatini çekiyor. Birden şüphelenerek ipi kontrol etmesiyle meseleyi anlıyor. Zaten fil hortumu ne de olsa insan eli olmadığından doğru dürüst bir düğüm yapamamıştır.

At besleyenler bu hayvanların da yalanı bildiklerini görmektedirler. Bilhassa askeri baytarlar bunun ikide bir şahidi olurlar. Ahırından çıkarılırken sapasağlam olan bir at talim sahasına götürüleceğini fark eder etmez acınacak şekilde topallamaya başlıyordu. Fakat ahırına döndürülünce, ya da çayırda serbest bırakılınca birdenbire iyileşiyordu.

Köpekler de yalanın ustasıdırlar. Yazar Romanes yalandan topallamanın köpeklerde sık sık görüldüğünü bildiriyor: Köpeğimiz arka bacağındaki bir yara sebebiyle birkaç gündür topalladığı zaman kendisine aşırı ihtimam ve sevgi göstermiş olduğumuza dikkat etmişti. O günden itibaren herhangi bir kabahatinden dolayı cezalandırılacağını fark edince topallar oldu. Fakat hilesinin kimseyi aldatmaması üzerine bundan pek çabuk vazgeçti.

Aynı yazar, köpeklerin alaya tahammül edemediğinden bahsediyor. Kendi köpeği bir gün bir sineği yakalamaya uğraşıp duruyormuş . Yazar, köpeğin bütün hoplamalarının zıplamalarının boşa gittiğini görünce kahkahayı basmış. Bu alay köpeğe fena dokunmuş olacak ki derhal numaraya başlamış. Sineği yakalamış da yiyormuş gibi tavırlar takınmış. Halbuki sinek hala camdaymış. Efendiği ona bunu gösterince köpek hilesinin anlaşılmasından utanarak gitmiş ve dolabın arkasına saklanmış.

Lord Brogham her akşam efendisi tarafından zincirlenen bir köpekten bahsediyor. Ev halkı uyuduktan sonra köpek kendini zincirden kurtarıyor ve o yakınlarda uyuyan koyunlara saldırdıktan sonra gün ağarırken geri dönüp boynunu tasmasına geçiriyordu.
Başka bir yazar, bu gibi olaylarda köpeğin kendi sahibinin ya da komşularının koyunlarına dokunmadığına ve daima uzaklara giderek bazen bir gecede 6 7 kilometre katettiğine dikkat etmişti. Ortalık aydınlanırken köpek dönmüş oluyor ve kan izlerini yok etmek için önce bir dere veya havuzda iyice yıkanıyordu.
İster inanın ister inanmayın, domuzlar bile yerine göre yalancı oluyorlar. Jonathan Franklin “Hayvanların Hayatı” adındaki eserinde aşağıdaki okuyacağınız komik hikayeyi naklediyor.

Bir gemide birlikte seyahat eden bir köpekle bir domuz dost olmuşlar. Güvertelerde bir arada dolaşmaya ve güneşte yan yana uzanmaya başlamışlardı. Yalnız bir noktada anlaşamıyorlardı. Köpeğin bir kulübesi olmasına karşılık, domuzun yatacak belli bir yeri yoktu. Havanın gayet serin olduğu bir akşam, yazar güvertede titreyen domuzun kulübesine rahat rahat uyumakta olan dostunu hasetle seyrettiğine şahit oldu. Domuzun aklına birdenbire parlak bir fikir gelmiş olacaktı ki, gitti yemek tabağını ağzıyla köpeğin kulübesinden görülebilecek bir yere taşıdı. Ve kulübeye sırtını dönerek boş tabağın içindeki lezzetli yiyecekleri yiyormuş gibi keyifli homurtular çıkarmaya başladı.
Köpek birden gözlerini açtı. Ahbabı lezzetli bir şeyler yerken o bundan mahrum kalamazdı. Birdenbire dayanamayarak fırladı ve ağzını boş tabağa çevirdi. Domuz da bunu bekliyordu. Köpek daha ne olduğunu anlamadan koştu ve ılık köpek kulübesinin içine yerleşti :)

 

 

 

Yorum Yaz